Yahya Kemal BEYATLI ne çok ezberlemiştim şiirlerini

ENDÜLÜS’TE RAKS  

Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı…

Şevk akşamında Endülüs üç def’a kırmızı…

Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.

İspanya neşesiyle bu akşam bu zildedir.

Yelpâze çevrilir gibi birden dönüşleri,

İşveyle devriliş, saçılış, örtünüşleri…

Her rengi istemez gözümüz şimdi aldadır;

İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır.

Alnında halka halkadır âşüfte kâkülü,

Göğsünde yosma Gırnata’nın en güzel gülü…

Altın kadeh her elde, güneş her gönüldedir;

İspanya varlığıyle bu akşam bu güldedir.

Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi;

Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi…

Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli…

Şeytan diyor ki sarmalı, yüz kerre öpmeli..

Gözler kamaştıran şala, meftûm eden güle,

Her kalbi dolduran zile, her sîneden: ‘Ole!’-

BİR BAŞKA TEPEDEN

Sana dün bir tepeden baktım azîz İstanbul!

Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.

Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!

Sâde bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

Nice revnaklı şehirler görünür dünyâda,

Lâkin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.

Yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rü’yâda

Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan–

ENDÜLÜS’TE RAKS  

Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı…

Şevk akşamında Endülüs üç def’a kırmızı…

Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.

İspanya neşesiyle bu akşam bu zildedir.

Yelpâze çevrilir gibi birden dönüşleri,

İşveyle devriliş, saçılış, örtünüşleri…

Her rengi istemez gözümüz şimdi aldadır;

İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır.

Alnında halka halkadır âşüfte kâkülü,

Göğsünde yosma Gırnata’nın en güzel gülü…

Altın kadeh her elde, güneş her gönüldedir;

İspanya varlığıyle bu akşam bu güldedir.

Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi;

Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi…

Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli…

Şeytan diyor ki sarmalı, yüz kerre öpmeli..

Gözler kamaştıran şala, meftûm eden güle,

Her kalbi dolduran zile, her sîneden: ‘Ole!’

EYLÜL SONU  

Günler kısaldı. Kanlıca’nın ihtiyarları

Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları.

Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa…

Yazlar yavaşca bitmese, günler kısalmasa…

İçtik bu nadir içki’yi yıllarca kanmadık…

Bor böyle zevke tek bir ömür yetmiyor, yazık!

Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor;

Lakin vatandan ayrılışın ıztırâbı zor.

Hiç dönmemek ölüm gecesinden bu sâhile,

Bitmez bir özleyiştir, ölümden biter bile.

FENERBAHCE

Dün Fenerbahçe’de gördüm

İri bir zümrüt içindeydi bahar…

Bir mücevherde yalan bir cennet

Görünür;

Çağlayanlar dökülür yüksekten.

Çeşmelerden su akar rengârenk…

Göğe ser çekmiş ağaçlar yücelir.

Bu mücevherde fakat

Vatanın en gerçek

En sevilmiş ve gezilmiş yeri var;

Üç taraftan denizin sardığı yer.

Bu büyük zümrütte

Varsa her aşkın uzun hâtırası,

Varsa her sevgili, her sevdâlı,

Varsa engin geceler, gündüzler,

Bu derin zümrütte

Biz de cânanla beraber varız.

GÜFTESİZ BESTE

Sizi dün bekledim o yollarda

Ki gezindikdi bir zaman karda,

Kararan gözlerimle rüzgârda

Sizi dün bekledim o yollarda!…

Sanıyordum unuttunuz adımı,

Dediniz hissedince maksadımı:

“Beni hâlâ bu genç unutmadı mı

Ki bugün bekliyor bu yollarda?”

Nice sevdâlılarla sevgililer

Aşkı yollarda böyle beklediler!

Nice sevdâlılar da var ki diler

Akşam olsun bu kuytu yollarda!…

HAYÂL ŞEHİR

Git bu mevsimde, gurub vakti, Cihangir’den bak!

Bir zaman kendini karşındaki rü’yâya bırak!

Başkadır çünkü bu akşam bütün akşamlardan;

Güneşin vehmi saraylar yaratır camlardan;

O ilâh isteyip eğlence hayalhânesine,

Çevirir camları birden peri kâşânesine.

Som ateşten bu saraylarla bütün karşı yaka

Benzer üç bin sene evvelki mutantan şarka.

Mestolup içtiği altın şarabın zevkinden,

Elde bir kırmızı kâseyle ufuktan çekilen,

Nice yüz bin senedir şarkın ışık mimârı

Böyle mâmûr eder ettikçe hayâl Üsküdar’ı.

O ilâhın bütün ilhâmı fakat ânîdir;

Bu ateşten yaratılmış yapılar fânîdir;

Kaybolur hepsi de bir anda kararmakla batı.

Az sürer gerçi fakir Üsküdar’ın saltanatı;

Esef etmez güneşin şimdi neler yıktığına;

Serviler şehri dalar kendi iç aydınlığına,

Ezeli mağfiretin böyle bir ikliminde

Altının göz boyamaz kalpı kadar hâlisi de.

Halkının hilkati her semtini bir cennet eden

Karşı sâhilde karanlıkta kalan her tepeden,

Gece, bir çok fıkarâ evlerinin lâmbaları

En sahîh aynadan aksettiriyor Üsküdar’ı.

MEVSİMLER

Kopar sonbahar tellerinden,

Derinden, derinden, derinden

Biten yazla başlar keder mûsıkisi.

Bu sâhillerin seslenir her yerinden,

Derinden, derinden, derinden,

Hazin günlerin derbeder mûsıkîsi.

Denizden ve dağdan gelen hüzne kandık.

Bulutlar dağılsın, bahâr olsun artık,

Duyulsun bir engin seher mûsıkîsi.

Güneş doğmadan mâvileşmiş Boğaz’dan,

Nevâ-Kâr açılsın bütün ses ve sazdan,

Ufuklarda sürsün zafer mûsıkîsi.

ÜSKÜDARIN DOST IŞIKLARI  

Ötmekte fecre karşı horozlar birer birer

Geçtikçe her dakika belirmektedir seher.

Bilmem kaçıncı fecri vatan toprağında, biz,

Görmekle şimdi bir yaşatan vecd içindeyiz.

Etrâfı okşuyor mayısın tâze rüzgârı;

Karşımda köhne Üsküdar’ın dost ışıkları…

Kimlersiniz? Ya bağrı yanık kimselersiniz!

Yâhut da her sabâh uyanık kimselersiniz!

Dünya yüzünde, bir sefer olsun, tanışmadan,

Öz çehrenizle sizleri görmekteyim bu an.

Sizlersiniz bu ân’ı ışıklarla Türk eden!

Eksilmesin şu mutlu şafaklar bu ülkeden!

Gönlüm, dilim, kanım ve mizâcımla sizden’im

Dünyâ ve âhirette vatandaşlarım benim.

SESSİZ GEMİ

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,

Meçhûle giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;

Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyâhatten elemli,

Günlerce siyâh ufka bakar gözleri nemli.

Bîçâre gönüller! Ne giden son gemidir bu!

Hicranlı hayâtın ne de son mâtemidir bu!

Dünyâda sevilmiş ve seven nâfile bekler;

Bilmez ki giden sevgililer dönmiyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,

Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.

MODA’DA MAYIS

Şafaktan önce uyandım bahâr odamdaydı.

Mayıs, çiçekleri etrâfa öyle bir yaydı

Ki varlığım büyülenmişti en derin haz’la

Cihanda lezzet alınmaz bu duygudan fazla.

Seven kadınla seven erkeğin visâli gibi,

Bütün saâdet olan mevsimin bu hâli gibi,

Sürekli sevgiyi duydukça anne toprak’tan.

İçimde korku nedir kalmıyor yok olmaktan.

Hayatı râyiha gibi sihriyle sindiren toprak,

Bugün ne semtine baksam, çiçek, çimen, yaprak!

İçinde râhata varmış yatan azîz ölüler

Demek ki böyle bahâar örtüsüyle örtülüler!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: