benim şiirlerim…

Ocak 12, 2011

SESSİZ GEMİ

Puan Ver : Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden Yazar : YAHYA KEMAL BEYATLI

RİNDLERİN AKŞAMI

Puan Ver : Dönülmez akşamın ufkundayız.Vakit çok geç;
Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!
Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.
Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan
Geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece.
Guruba karşı bu son bahçelerde, keyfince,
Ya şevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül!
Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahud gül. Yazar : YAHYA KEMAL BEYATLI

Kalbim yine üzgün, seni andım da derinden
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden
Yorgun ve kırılmış gibi en ince yerinden
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden

Senden boşalan bağrıma gözyaşları dolmuş
Gördüm ki yazın bastığımız otları solmuş
Son demde bu mevsim gibi benzimde kül olmuş
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden Yazar : YAHYA KEMAL BEYATLI

 


Yahya Kemal BEYATLI ne çok ezberlemiştim şiirlerini

Mart 7, 2010

ENDÜLÜS’TE RAKS  

Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı…

Şevk akşamında Endülüs üç def’a kırmızı…

Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.

İspanya neşesiyle bu akşam bu zildedir.

Yelpâze çevrilir gibi birden dönüşleri,

İşveyle devriliş, saçılış, örtünüşleri…

Her rengi istemez gözümüz şimdi aldadır;

İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır.

Alnında halka halkadır âşüfte kâkülü,

Göğsünde yosma Gırnata’nın en güzel gülü…

Altın kadeh her elde, güneş her gönüldedir;

İspanya varlığıyle bu akşam bu güldedir.

Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi;

Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi…

Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli…

Şeytan diyor ki sarmalı, yüz kerre öpmeli..

Gözler kamaştıran şala, meftûm eden güle,

Her kalbi dolduran zile, her sîneden: ‘Ole!’-

BİR BAŞKA TEPEDEN

Sana dün bir tepeden baktım azîz İstanbul!

Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.

Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!

Sâde bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

Nice revnaklı şehirler görünür dünyâda,

Lâkin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.

Yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rü’yâda

Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan–

ENDÜLÜS’TE RAKS  

Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı…

Şevk akşamında Endülüs üç def’a kırmızı…

Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.

İspanya neşesiyle bu akşam bu zildedir.

Yelpâze çevrilir gibi birden dönüşleri,

İşveyle devriliş, saçılış, örtünüşleri…

Her rengi istemez gözümüz şimdi aldadır;

İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır.

Alnında halka halkadır âşüfte kâkülü,

Göğsünde yosma Gırnata’nın en güzel gülü…

Altın kadeh her elde, güneş her gönüldedir;

İspanya varlığıyle bu akşam bu güldedir.

Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi;

Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi…

Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli…

Şeytan diyor ki sarmalı, yüz kerre öpmeli..

Gözler kamaştıran şala, meftûm eden güle,

Her kalbi dolduran zile, her sîneden: ‘Ole!’

EYLÜL SONU  

Günler kısaldı. Kanlıca’nın ihtiyarları

Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları.

Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa…

Yazlar yavaşca bitmese, günler kısalmasa…

İçtik bu nadir içki’yi yıllarca kanmadık…

Bor böyle zevke tek bir ömür yetmiyor, yazık!

Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor;

Lakin vatandan ayrılışın ıztırâbı zor.

Hiç dönmemek ölüm gecesinden bu sâhile,

Bitmez bir özleyiştir, ölümden biter bile.

FENERBAHCE

Dün Fenerbahçe’de gördüm

İri bir zümrüt içindeydi bahar…

Bir mücevherde yalan bir cennet

Görünür;

Çağlayanlar dökülür yüksekten.

Çeşmelerden su akar rengârenk…

Göğe ser çekmiş ağaçlar yücelir.

Bu mücevherde fakat

Vatanın en gerçek

En sevilmiş ve gezilmiş yeri var;

Üç taraftan denizin sardığı yer.

Bu büyük zümrütte

Varsa her aşkın uzun hâtırası,

Varsa her sevgili, her sevdâlı,

Varsa engin geceler, gündüzler,

Bu derin zümrütte

Biz de cânanla beraber varız.

GÜFTESİZ BESTE

Sizi dün bekledim o yollarda

Ki gezindikdi bir zaman karda,

Kararan gözlerimle rüzgârda

Sizi dün bekledim o yollarda!…

Sanıyordum unuttunuz adımı,

Dediniz hissedince maksadımı:

“Beni hâlâ bu genç unutmadı mı

Ki bugün bekliyor bu yollarda?”

Nice sevdâlılarla sevgililer

Aşkı yollarda böyle beklediler!

Nice sevdâlılar da var ki diler

Akşam olsun bu kuytu yollarda!…

HAYÂL ŞEHİR

Git bu mevsimde, gurub vakti, Cihangir’den bak!

Bir zaman kendini karşındaki rü’yâya bırak!

Başkadır çünkü bu akşam bütün akşamlardan;

Güneşin vehmi saraylar yaratır camlardan;

O ilâh isteyip eğlence hayalhânesine,

Çevirir camları birden peri kâşânesine.

Som ateşten bu saraylarla bütün karşı yaka

Benzer üç bin sene evvelki mutantan şarka.

Mestolup içtiği altın şarabın zevkinden,

Elde bir kırmızı kâseyle ufuktan çekilen,

Nice yüz bin senedir şarkın ışık mimârı

Böyle mâmûr eder ettikçe hayâl Üsküdar’ı.

O ilâhın bütün ilhâmı fakat ânîdir;

Bu ateşten yaratılmış yapılar fânîdir;

Kaybolur hepsi de bir anda kararmakla batı.

Az sürer gerçi fakir Üsküdar’ın saltanatı;

Esef etmez güneşin şimdi neler yıktığına;

Serviler şehri dalar kendi iç aydınlığına,

Ezeli mağfiretin böyle bir ikliminde

Altının göz boyamaz kalpı kadar hâlisi de.

Halkının hilkati her semtini bir cennet eden

Karşı sâhilde karanlıkta kalan her tepeden,

Gece, bir çok fıkarâ evlerinin lâmbaları

En sahîh aynadan aksettiriyor Üsküdar’ı.

MEVSİMLER

Kopar sonbahar tellerinden,

Derinden, derinden, derinden

Biten yazla başlar keder mûsıkisi.

Bu sâhillerin seslenir her yerinden,

Derinden, derinden, derinden,

Hazin günlerin derbeder mûsıkîsi.

Denizden ve dağdan gelen hüzne kandık.

Bulutlar dağılsın, bahâr olsun artık,

Duyulsun bir engin seher mûsıkîsi.

Güneş doğmadan mâvileşmiş Boğaz’dan,

Nevâ-Kâr açılsın bütün ses ve sazdan,

Ufuklarda sürsün zafer mûsıkîsi.

ÜSKÜDARIN DOST IŞIKLARI  

Ötmekte fecre karşı horozlar birer birer

Geçtikçe her dakika belirmektedir seher.

Bilmem kaçıncı fecri vatan toprağında, biz,

Görmekle şimdi bir yaşatan vecd içindeyiz.

Etrâfı okşuyor mayısın tâze rüzgârı;

Karşımda köhne Üsküdar’ın dost ışıkları…

Kimlersiniz? Ya bağrı yanık kimselersiniz!

Yâhut da her sabâh uyanık kimselersiniz!

Dünya yüzünde, bir sefer olsun, tanışmadan,

Öz çehrenizle sizleri görmekteyim bu an.

Sizlersiniz bu ân’ı ışıklarla Türk eden!

Eksilmesin şu mutlu şafaklar bu ülkeden!

Gönlüm, dilim, kanım ve mizâcımla sizden’im

Dünyâ ve âhirette vatandaşlarım benim.

SESSİZ GEMİ

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,

Meçhûle giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;

Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyâhatten elemli,

Günlerce siyâh ufka bakar gözleri nemli.

Bîçâre gönüller! Ne giden son gemidir bu!

Hicranlı hayâtın ne de son mâtemidir bu!

Dünyâda sevilmiş ve seven nâfile bekler;

Bilmez ki giden sevgililer dönmiyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,

Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.

MODA’DA MAYIS

Şafaktan önce uyandım bahâr odamdaydı.

Mayıs, çiçekleri etrâfa öyle bir yaydı

Ki varlığım büyülenmişti en derin haz’la

Cihanda lezzet alınmaz bu duygudan fazla.

Seven kadınla seven erkeğin visâli gibi,

Bütün saâdet olan mevsimin bu hâli gibi,

Sürekli sevgiyi duydukça anne toprak’tan.

İçimde korku nedir kalmıyor yok olmaktan.

Hayatı râyiha gibi sihriyle sindiren toprak,

Bugün ne semtine baksam, çiçek, çimen, yaprak!

İçinde râhata varmış yatan azîz ölüler

Demek ki böyle bahâar örtüsüyle örtülüler!


Rahmi TURAN

Ağustos 27, 2009

Bir zamanlar maziye bak!

GÜNÜMÜZÜN Başbakanı, muhalefet partisini “İspatlamazlarsa namussuzdurlar”, çiftçiyi “Artistlik yapma lan! Ananı al da git!”, koruma polisini “Senden bir cacık olmaz!”, doktorları “Gözünüzü toprak doyursun!” diye haşlarken, Atatürk döneminden bir anı geldi aklımıza… Siyaset adamlarının ibretle okuması gerekir.

* * *

Atatürk İstanbul’da Florya Köşkü’ne giderken Nuri Conker’in kullandığı otomobil tenha bir yola sapar. Atatürk tarlada çalışan bir çiftçi görür. Adam çiftindeki öküzün yanına eşeğini bağlamıştır. Tarlasını yalpa vura vura güçlükle sürmektedir.

Atatürk, otomobili durdurur ve araçtan iner. Çiftçiye, neden sabana inek ya da öküz yerine eşeğini sürdüğünü sorar. Çiftçi, Atatürk’ü tanımaz:

“Devlet öküzün birini vergi olarak haczetti beyim” der.

Atatürk’ün canı sıkılır:

“Neden hakkını aramak için muhtara başvurmadın ağa?” der.

Adı Halil olan çiftçi acı acı gülümser:

“Öküze haciz konulurken muhtar da oradaydı!”

“Valiye başvursaydın o zaman…”

“Vali ilgisiz biri, beni dinlemez ki…”

“Başvekil İsmet Paşa’ya gitseydin!”

“Başvekil sağırdır, kulağı duymaz!”

“Mademki öyle, sen de Atatürk’e çıksaydın!”

“Alay etme beyim, o büyük adam içtiği rakıyı bırakıp da benimle mi uğraşacak?”

* * *

Atatürk’ün neşesi kaçmıştır. Geri dönerlerken Nuri Conker’e akşam Florya Köşkü’nde kurulacak sofraya valiyi, kaymakamı ve başbakanı da davet etmesini söyler ve “Daha sonra çiftçi Halil Ağa’yı da getirin. Fakat Halil Ağa nereye getirildiğini bilmesin!” der.

Akşam davetliler gelir, sofrada yenilip içilmeye başlanır. Bir süre sonra Atatürk:

“Şimdi buraya çok önemli bir konuk, milletin efendisi gelecek” der.

Köylü Halil Ağa içeriye alınır. Halil Ağa akıllı bir adamdır, Florya Köşkü’ne gelişinden, garsonların fısıltılarından Atatürk’ün huzurunda olduğunu anlar, beti benzi sararır, titremeye başlar. Atatürk ondan, sabah söylediklerini tekrarlamasını ister.

Valinin ilgisiz, başvekilin sağır olduğunu orada yüzlerine karşı nasıl söylesin Halil Ağa? Üstelik Atatürk için “İçtiği rakıyı bırakmaz” dediğini nasıl tekrarlasın?

“Bunu bana söyletme Paşam, ağzıma erimiş kurşun dök, söyletme!” diye inler.

Atatürk “Haydi söyle” diyerek devam eder:

“Aklımda kaldığı kadarıyla, valinin ilgisiz, başvekilin sağır, benim ise yemek içmekten hoşlanan bir sarhoş olduğumu söylemiştin…”

Halil Ağa öpmek için Atatürk’ün ayaklarına sarılır:

“Halt ettim ben, eşeklik ettim, affet beni Paşam, affet!”

Köylü tir tir titrerken Atatürk gülümseyerek onu masaya oturtur ve garsonlara “Halil Ağa’ya da bir duble rakı verin, o bu gece bizim şeref konuğumuzdur” der.

* * *

Bir süre sonra rahatlayan Halil Ağa, eline iki öküz alacak kadar para verilip Köşk’ten uğurlanırken mutluluktan ağlamaktadır.

O zaman Atatürk, Başvekil İsmet Paşa ile Vali’ye döner, sabah olanları anlattıktan sonra mavi gözlerinden şimşekler çakarak:

“Olmuyor efendiler! Devlet çarkı işlemiyor! Biz bu Cumhuriyeti, işçiyi, köylüyü zor duruma sokmak, ellerindeki malları haczetmek için mi kurduk?” diye bağırır.

Bir Atatürk’ün vatandaşa davranışını düşünün, bir de bu günlere bakın! Benzerlik var mı?


Nisan 20, 2009

 

AKYAKA -AYŞEÜL YILDIRIM-

AKYAKA -AYŞEGÜL YILDIRIM-

DENİZ
DENİZ
Deniz deniz
Suları berrak deniz,

  

 


Nisan 20, 2009
CANIM KIZIM

CANIM KIZIM

 

Bu gül birşeyin anısı olacak ama neydi unuttum
Kimbilir belki de sabah sabah yeniden açan umudum
PEMBE GÜL

PEMBE GÜL

SENİ ÇOK SEVİYORUM.


Nisan 20, 2009
babaanneden sevgiler

babaanneden sevgiler

ADIM SONBAHAR
nasıl iş bu
her yanına çiçek yağmış
erik ağacının
ışık içinde yüzüyor
neresinden baksan
gözlerin kamaşır

oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar

ATİLLA İLHAN


Nisan 20, 2009
mehmet akar'dan kelebek.

mehmet akar'dan kelebek.

8/9/2007 ·

 

SEVMEK İÇİN GEÇ ÖLMEK İÇİN ERKEN

 

akşamın acı su karanlığı içinden 
soğuk kadife teması yalnızlığın
şuh bir kahkaha balkonun birinden
gizli işareti midir bir başlangıcın

sevmek için geç ölmek için erken

başbaşa çay elele yürümek derken
boğaz vapurları mı iskele sancak
telefonda kaybolmak sesini beklerken
insan insanı yeniler doğrudur ancak

sevmek için geç ölmek için erken

içimdeki gökkuşağı besbelli neden
bulutların içinden kuşlar yağıyor
bir şiire başlarsın birini bitirmeden
hiç kimse gözlerine inanamıyor

sevmek için geç ölmek için erken

sevmek sevildiğini bile farketmeden
yaklaştıkça ölüm soğuk bir yağmur gibi
sevmek zehir zemberek ve yürekten
gecikerek de olsa vuruşur gibi

sevmek için geç ölmek için erken